Mustafa Armağan’ ın yanda kapağını gördüğünüz “Ufukların Sultanı-Fatih Sultan Mehmet” kitabını 3-4 gün önce bitirdim. Muhafazakar yazarların, kesimin Osmanlıyı pembe bir gözlükten gördüğünü biliyoruz. Yazıları epik, konuşmaları övgü ve hasret kokar. Mustafa Armağan da bunlardan biri. Daha önce İlber Ortaylı ile röportaj şeklinde işlenen “İlber Ortaylı ile tarihin sınırlarına yolculuk” kitabını okumuştum. O kitapta İlber Ortaylı anlatan konumunda olduğu için üslubunun ve yaklaşımının bu denli sığ olduğunu farketmemiştim. Hatta kendini onaylatmak istediği sorularını İlber Ortaylı bilimsel bir şekilde cevaplayarak kitabı daha okunabilir kılıyordu. O kitabı okurken hissettiğim bilimsel tarih hissi bu kitabını okumama vesile oldu. Amma velakin 3-5 gram şeker için 30 kilo şeker kamışı çiğnemiş oldum. Üslubu yapış yapış bir Osmanlı romantizmi kokuyor.
Mustafa Armağan’ ı eğer Osmanlı taraftarıysanız (tarihe taraflı bir yaklaşım) veya Osmanlı karşıtıysanız (yine taraflı bir yaklaşım) kesinlikle okuyun. Eğer taraftarsanız duygularınızı (düşüncelerinizi değil) o kadar pohpohlar ki gaza gelip, bir at bulup denize sürmek isteyebilirsiniz. Karşıtsanız da bilimsellikle hiç alakası olmayan, tutarsız verileri görüp “aha bak bunlar hep böyle, Osmanlıyı da ancak tutarsız verilerle destekleyebilirler” diye düşünüp gaza gelebilirsiniz ve hatta İstanbul fethedilmedi, bilakis Konstantinepolis düştü bile diyebilirsiniz. Yarım imam adamı dinden çıkarır misali.
Şimdi yazının başlıkla ne alakası olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Bu soruya direk cevap verip okumak istemediğiniz taktirde olur da meraktan okumak zorunda kalmamanızı sağlayacağım. Cevap: Mustafa Armağan emocu kızların duygularını, düşüncelerini yazdıkları “beni hiç kimse anlamıyor, annem babam beni sevmiyor” tarzında yazdıkları günlük ve blogların üslubuyla yazıyor. Bir tane bilgi veriyorsa 5 sayfa duygusallık dolu cümleler yazıyor. Hatta başka bir benzetme olsun diye şunu da örnek verebiliriz; bilmiyorum hiç dinlediniz mi ama hani gece 12′ den sonra başlayan, dinleyicileri büyük ihtimal sivilceli, çirkin liseli kızlar veya evde kalmış kız kuruları ya da şişman kadınsız erkekler olan arkada hep aynı müzik eşliğinde eko verilerek şiir diye okunan dörtlüklerin havada uçuştuğu radyo programlarına gönderilen devrik cümleli nesirler vardır ya, hah işte onlar gibi yazmış.
Örnek vermek gerekirse -ki üslubuna değil yaklaşımına- Ali Kuşçu’ nun dersine ihtiyacı olduğunu düşünen ama öğrencisini gönderen bir müderristen bahsedip yanına parantez içinde (ah bu tatlı osmanlı gururu) yazar. Tam burada sinirden deliye döndüm. Bunu başka birinin yaptığını yazsaydı kim bilir neler söyleyecekti ama iş Osmanlı’ ya gelince tatlı Osmanlı gururu oluyor.
Başka bir örnek -sf.181′ de- Fatih’ in kardeş katlini emrettiği kanunnamenin gerçek olmadığını, aslının bulunmadığını söylüyor. Kardeşinin -ki adı Ahmetmiş- katline ferman vermediğini söylüyor ve aynı sayfada katledilmek üzere olan şehzadeyi annesi Halime Hatun’ un köle bir çocukla değiştirdiğini, çocuğunu İran’ a kaçırdığını, Şehzade Ahmet’ in oradan Hindistan’ a gittiğini, Behmeni devletinin hizmetine girip yüksek kademelere kadar çıktığını, Behmeni devleti yıkılınca da merkezi Bicabur’ da olan Adilşahiler devletini kurduğunu söylüyor. Hem kanunnamenin olmadığını söyleyip hem de kanunnamenin uygulamasının sonucunda Fatih’ in kardeşinin Hindistanda bir devletin padişahı haline geldiğini söylüyor.
Sayfa 187′ de bir şeyden bahsederken gayet pişkin bir şekilde “Tarihçilerimizin sıhhatinden önce muhtevası üzerinde durması gerekmez mi?” diye soruyor. Bir kaç sayfa öncesinde de sonrasında da kanunnamenin sıhhatinden dem vuruyor. Mustafa Armağan’ ın tarih anlayışı işte böyle bir şey.
2 sayfa sonra, sayfa 189′ da yine kanunnameden bahsederken yok dediği kanunnameden “kanunname maddesi aynen şöyledir” diyerek alıntı yapıyor ve Halil İnalcık hocaya göre de bu kanunname bir emir değil, iç tüzük gibi bir şeydir diyor.
Kesinlikle tarih merakınızı tatmin etmez. Okumayın! Ama ben başka kitaplarını da okuyacağım. Çünkü onun vereceği 3-5 gram şekeri direk şeker olarak veren yazar yok. Dolayısıyla 30 kilo şeker kamışı çiğneyeceğim. 3-5 gram şekeri de buradan paylaşmak isterim.